Poedat Akademisi
3. Buluşma

1-4 Ağustos 2021
The Greenhouse, Geyikbayırı, Antalya

Akademi, doğası gereği bir açıklığın alanıdır; çarpıcı, alışılmadık, uçsuz bucaksız… Günümüzde akademi kâr odaklı, nicelik temelli ölçütlerin belirleyici olduğu ve sonucun sürece yeğlendiği bir yapıya evriliyor. İster içinden ister dışından olsun akademiyi dönüştürmenin, hiç değilse “başka bir akademi”yi çağıran akışlar yaratmanın zamanı geldi. Poedat Akademisi; sosyal bilimler alanında çalışan akademisyenlere ve doktora sonrası araştırmacılara, akademisyenliği düşünen veya akademiyle bir şekilde bağını korumak isteyen üniversite öğrencilerine ve üretimlerine akademi dışından devam eden bağımsız araştırmacılara yönelik gerçekleştiriliyor.

Güncel çalışmaların sunulacağı ve birbirinden farklı tezlerin, makalelerin, soruların tartışmaya açılacağı Poedat Akademisi, olgunlaştırıcı bir çember olma özelliği taşıyor ve yalınlığı, yavaşlığı, çeşitliliği önemsiyor. Poedat Akademisi üyeleri doğanın içinde, yoğunlaşmaya uygun, entelektüel tartışmaların kişisel paylaşımlarla bütünleştiği bir ortamda birlikte yaşıyorlar.

Programda çeşitli değişiklikler olabilir. Salgın nedeniyle etkinlik boyunca çeşitli önlemler alınacaktır. Söz konusu önlemler kabul edilen katılımcılara etkinlik yaklaştığında ayrıca bildirilecektir.

Tuna Öğüt

Yer Olarak Dudakların Cengi: Cinsiyetlilik Hâlleri ve Cinsiyet Geçişleri

Özet

Gözde Türkeli

Yığın Psikolojisinin Eleştirisi ve Alternatif Sosyolojik Çalışmalar

Özet

Özgün Rüya Oral

Yasal Belirsizlik: Kentsel Dönüşümde Devlet Pratikleri

Özet

Genco Devrim Barikan

Franz Kafka’nın Metinlerinde Yasa, Beden ve Mesafe

Özet

Konuşmanın diğer bölümünde, mesafenin bedenselliğini de ön planda tutacak şekilde, Maurice Blanchot’nun Yazınsal Uzamlar (L’espace littéraire) kitabından kesitler okuyarak çok benzer bir sonsuz mesafeyi, aşkı olan Evridiki’yi arkasına alarak Hayat’a doğru umutsuz-çünkü-kategorik bir yürüyüş icra eden Orfe’nin önünde bulacağız. Orfe’nin bahsiyle birlikte anlatımızdaki ön-arka edatlarının anlamları da esnemeye başlıyor: Yukarıda bahsedildiği gibi, bu son derece bedensel gramerin metafizik bir eylem ifade eden nesneleştirme hareketi ile olan bağı ve bu nesneleştirme-soyutlaştırma hareketinin mantıksal olarak sonsuz bir mesafe kavramına ihtiyaç duyması veya onun ta kendisi olması söz konusu oluyor.

Her iki anlatıda da Yasa’ya dair olan (ve Kafka’da Gardiyan tarafından Köylü’nün, Orfe mitinde ise Pluton tarafından Orfe’nin önüne konan) ve Yasa’yı hem kurucu hem de yıkıcı olan bu mesafenin bozulması yalnızca Yasa, erişilebilirlik ve hiyerarşi bağlamlarında değil, aynı zamanda günlük ve tarihsel olarak aşina olduğumuz, bir şeyin-kişinin başka bir şeyden-kişiden ayrı durmak koşuluyla noksan olma durumunu da bize sorgulatacak.

Gözde Uskur

Modern Bir Kurbağa Prens Masalı Uyarlaması Olan Yaşlı Kadın ve Kurbağanın Uyku Öncesi Olağan Trajedisi Adlı Kitabın Dil-Görsel İlişkisi Bağlamında Yorumu

Özet

Hikâye, kendisi için özel olarak tasarlanmış 50×50 cm boyutlarında bir defterde görselleştirildi. Bir sanatçı kitabı olarak güncel sanat ve beden teması üzerine bir araya gelmiş başka eserlerle birlikte sergilendi. Hikâyenin görsel versiyonu bir kitap nesnesi olarak aynı zamanda karakterlerin uykuyu beklerkenki günlerine dair bir günlük olarak da okunabilir. Kitap, Paul Klee’nin şehir çizimlerinden esinlenerek üretilmiş bir dış dünya tasviriyle açılır. Kitapta “Yaşlı Kadın”, “Kurbağa” ve “Uyku” olmak üzere üç ayrı bölüm vardır. İlk bölümde kadının form dışı bedenine dair imgeler yer alır. İkinci bölüm çeşitlilikle örülü, dışarıdan kopuk, soyut anlatımlarla ifade bulan bir iç dünyayı temsil eder. Son bölüm olan Uyku, hikâyenin yazı aracılığıyla görselleştirildiği bölümdür. Sözcükler transparan bir kâğıtta üst üste biner, noktalama işaretleri olmadan yazıya dökülürler. Böylece hikâye, kitap formu aracılığıyla ardışık, sayfaların geçirgen yüzeyi sayesinde eş zamanlı bir kurguda akmış olur.

Yaşlı Kadın ve Kurbağanın Uyku Öncesi Olağan Trajedisi adlı hikâye yazılı bir form olmanın ötesinde okuyucuya kendi özgün kitap tasarımı ile ulaşmaktadır. Bu çalışma dil ve görsel arasında nasıl bir ilişki olduğunu ve bu ilişkinin özgün formlar üretmeye yatkınlığını sorgulayabildiğimiz yeni bir örnek teşkil etmektedir.

Selin Yağmur Sönmez

Avangart Sanat ve Neoliberal Dönemde Sanatsal Direniş Olanakları

Özet

20. yüzyılın sanatını şekillendiren avangartlar, bugüne birçok miras bıraktılar ve sanat çevresinde tartışmalara yol açtılar. Peter Bürger gibi sanat eleştirmenlerinin bir kısmı, kültürün kurumsallaşmasıyla avangardın sonunun geldiğine işaret etti. Bir kısım eleştirmen ve sanat tarihçisi de avangardın sürekliliğine dikkat çeken kitaplar ve makaleler kaleme aldı. Kuramcılar avangartları, “tarihsel avangart” ve “neoavangart” olarak iki farklı kategoriye ayırarak ele aldılar. Peki avangart, 20. yüzyılda sonlandı mı? 21. yüzyılın öncü sanatçıları neler yapıyor?

Avangardın tarihine, 20. yüzyılın siyasi ve sosyal yapısını da göz önüne alarak bakış atacağımız sunumda, bugünün koşullarında sanatçının konumunu yorumlamayı ve sanatsal direnişin olanaklarını tartışmayı umuyorum.

Mine Temuralay

Mekân ve Beyin: Mimari Mekânların Beyin Üzerindeki Etkileri ve Nöromimarlık

Özet

Bu sunumun amacı, sinir bilimi ve mimarlığın kesişimi olan bu yeni alanla ilgili yapılan çalışma ve deneyleri baz alarak beyin ve mekân arasındaki ilişkinin bazı yönlerini deşifre etmeye çalışmak ve nöromimarlığın mekân kullanıcılarına getirebileceği bazı faydalara işaret etmektir.

Fırat Akova

Uzak Gelecek ve Kuşaklararası Adalet

Özet

Hakan Ilıkoba

Yüzyıldaki Kriz Ortamında Alternatif Mimarlık ve Temsiliyeti

Özet

Bu noktada meseleye daha yakından bakmak için alternatif mimari üretimlerin konu olduğu sergiler inceleme altına alınacaktır. Bunlardan birincisi, 2010 yılında New York Çağdaş Sanat Müzesi’nde (MoMa’da) düzenlenen “Small Scale Big Change” sergisi ve ikincisi 2017 yılında Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin düzenlediği “Dayanışma Mimarlığı” sergisidir. Bu sergiler ile alternatif mimari üretimler ulusal ve uluslararası ortamlarda temsil edilmiş ve görünür kılınmıştır. Sergiler aracılığıyla etkileşime geçen işler mimarlığın toplumsal sorumluluğunu hatırlatır niteliktedir. Ancak buradaki bir diğer başlık ise alternatif mimari üretimlerin bu gibi platformlar üzerinden kurduğu tartışmalı seçkinlik-tanınırlık meselesidir.

Sunum kapsamında incelenen örneklerin de gösterdiği gibi bireyler ve gruplar son yıllarda alternatif yollar ve çözüm arayışı içerisindedir. Bundan sonraki süreçte de alternatif üretimler devam etme eğilimindedir. Son zamanlarda mimarlık ortamındaki gelişmeler ve toplumsal söylemler dolayısıyla grupların üstlendiği sorumluluklar ve toplum içindeki dayanışma bilinci giderek daha fazla dikkat çekmektedir. Bu sunum, mimarlıkta alternatif üretim biçimlerine mütevazı bir katkı sunabilir.

Batıhan Akgün, Ulaş Bager Aldemir

Jean Paul Sartre’ın Düşüncesinde Marksizm ve Öznellik: Bir Konferans ve Felsefi Bir Tasnif

Özet

Bu sunum, öznellik mefhumunun bu serüvenine dair biraz daha içeriklendirilmiş minyatür değinilerin ardından, Jean-Paul Sartre’ın entelektüel serüvenini ana hatlarıyla irdelemeye çalışacaktır. Sartre’ın “öznel özgürlüğün ontolojisi”nden, “sosyal varlığın ontolojisi”ne evrilen ve “özgürlük felsefesi”nden “özgürleşme felsefesi”ne göç eden entelektüel çabasının izi sürülecek ve akabinde de Sartre’ın 1961 senesinde Gramsci Enstitüsü’nde sunduğu “Marksizm ve Öznellik” bildirisine odaklanılacaktır. Sartre bildirisinde, klasik Marksizmin öznel anı devrimci süreç açısından gölge görünümüne indirgeyen kaba belirlenimciliğini hedef alır ve Marksizmi öznelliğin lehine olacak şekilde müdafaa etmeye çalışır.

Sartre’ın “Marksizm ve Öznellik” başlıklı bildirisi iki temel önerme içerir: Sartre’a göre öznellik bütünleyici çabaları hep eksik olan eksik bir bütünleşmedir: “Bilgiden sıyrılan bir şey tarafından desteklenen bir nesnellik vardır ve bu nesnellik bilinmediği gibi, kimi durumlarda bilinmesi de eyleme zarar verecektir. Sartre’ın ikinci önermesi ise bütünleşmemiş bütünlük olarak insanın her bilinçlilik füzyonunu hem pratik bir kuvvet hem de kinetik bir kuvvet olarak konumlandırmasıdır: “Tamamen antisemit olmak için antisemit olunduğu bilinmemeli çünkü o zaman kendinin bir yeniden düzenlemesine girişilir.”

Bu sunum, bu temel iki önerme bağlamında ve Marksizme dair çeşitli yorumlar temelinde, “Marksizm ve Öznellik” bildirisinin anlamını ve analitik değerini irdelemeye çalışacak ve ardından da Sartre’ın Marksizmin müdafaasının retorik bir müdafaadan öteye gidemediği tespitini gerekçelendirmeye çalışacaktır.