Sanat Çalışmaları

5-8 Ağustos 2021
The Greenhouse, Geyikbayırı, Antalya

Sanatın gücü çağları aşıyor ve var oluşumuzu biçimlendiriyor. Güncel kent araştırmaları, geleneksel ses üretimleri, hafızanın ve unutmanın estetiği, dijitalleşme ve felsefe-edebiyat ilişkisi üstünden ilerleyen Sanat Çalışmaları, sanatı geçmişten geleceğe doğru yorumluyor.

Programda çeşitli değişiklikler olabilir. Salgın nedeniyle etkinlik boyunca çeşitli önlemler alınacaktır. Söz konusu önlemler kabul edilen katılımcılara etkinlik yaklaştığında ayrıca bildirilecektir.

Ozan Gürsoy

Etik ve Estetik Ara Kesitinde Bir Özgürleşme Potansiyeli Olarak Mimarlık

Özet

Umberto Eco’da Açıklık Kavramı ve Açıklığın Kapsamı Üzerine

Özet

Umberto Eco, geleneksel yapıtlarla çağdaş yapıtlar arasındaki farkı açıklık kavramıyla temellendirmeyi amaçlar. Ona göre bu kavram ekseninde sanat yapıları farklı yorumlamalara izin verir, onları deneyimleyenlerin kişisel birikimlerinin yapıtla bütünleşmesine olanak tanır ve böylece tek yönlü bir anlamlandırma durumundan farklı olarak yapıt ile deneyimleyicisi arasında karşılıklı olarak birbirini var eden, anlamı genleştiren ve diyalektik olarak genişleten özgün bir etkileşime izin verir. Eco, bu kavram ile yapıtlara mutlak bir değer atfetmekten ziyade bildirişimsel bir değerlendirme bağlamını ve skalasını ön plana çıkarır. Öyle ki herhangi bir yapıtın “açık”lığından bahsetmek sanat tarihi boyunca hep mümkün olmuştur; ancak buradaki kritik nokta, Eco’nun her tür sanat yapıtında hâlihazırda bulunan “açıklık”la, çağdaş sanatın bir amacı olarak gördüğü “açıklık” arasında ürettiği ayrımıdır. Geleneksel yapıtta temel bir özellik olarak zorunlu ve determine bir şekilde var olan açıklık, çağdaş yapıtlarda bir erek olarak poetik bağlamda sanatçının zihninde önceden kurgulanmıştır. Bu bağlamda açıklık kavramının işleyişine dair bu değişim, sanatın tarihsel ve toplumsal oluşu içerisinde önemli bir momenttir. Eco, sanatın evrimi hakkındaki George Lathieu’nun Batı uygarlığında idealden gerçeğe, gerçekten soyuta, soyuttan olanaklıya doğru ilerleyen bir gelişim çizgisi olduğu düşüncesini olumlar ve bunun “Açık Yapıt” poetikalarının tarihsel oluşumunu gösterdiğini vurgular.

Öte yandan bahsedilen kritik önemine ve tanımlama girişimlerine karşın, açıklık kavramının çok net ve belirgin olarak tarif edilememesi durumu, kavramın içkin bir özelliği olarak yorumlanabilir. Diğer bir tabirle “açıklık”, kavramsal bağlamıyla da “açık”tır. Bu yüzden kavramın işaret ettiği anlamlar coğrafyasını keşfedebilmek ve çağdaş sanatı bu eksende tekrar tahayyül edebilmek, eleştirel olarak değerlendirebilmek için bir kavramsal çözümleme ve yapısökümü denemesi önerilmektedir.

Zeynel Günbek

Antiokülersentrizm ve Terennüm Geleneği

Özet

Ses Felsefesine Doğru

Özet

Yirminci yüzyıl “dil” paradigması ile geçilmişken bu yüzyılın sonlarına doğru hâkim paradigmanın “iletişim”e doğru kaydığını söyleyebiliriz. Radyo, televizyon, bilgisayar ve nihayetinde akıllı telefonlarımız gibi teknolojik aygıtların gelişmesi, süratlenen iletişim çağının içerisinde iletişim kavramının kendisini bir tartışma hâline getirmiştir.

Ses, iletişim içerisinde önemli bir rol oynuyor gibi dursa da okülersentrizmin yani gözmerkezli hegemonyanın altında ezilmektedir. Birbirimizle konuşmamız için icat ettiğimiz telefon teknolojisi bile akıllı telefonlarımızla birlikte nihayet içerisinden görsellerin akıp durduğu cihazlara dönüşmüşlerdir.

Bu duruma karşı gelen antiokülersentrik yani gözmerkezcilik karşıtı tavır giderek büyümekte ve iletişimin de ötesinde varlığı anlayış biçimimizin bütün duyumların rezonansı hâlinde olması gerektiğini önermektedir. Okülersentrizmin dayattığı gibi düşünce yazı, müzik nota değildir. Hatta düşünmenin görselleştirmekten daha ziyade ses ile benzerlikleri vardır. Düşünmek dinlemek gibidir ve sesi anlamaya çalışmak insanı ve âlemi anlamaya çalışma yolunda oldukça yararlı olacaktır.

Zeynep Talay Turner

Nietzsche’de Hafıza ve Unutma

Özet

Samimiyet ve Otantik Kendilik İdeali: Bir Bartleby Okuması

Özet

Herman Melville’in Bartleby karakteri ve “Yapmamayı tercih ederim.” ifadesi birçok düşünürü etkilemiştir. Agamben Bartleby’de olmama-olanaklılığında konumlandırdığı insan özgürlüğünü görür; Derrida, Bartleby’nin reddini, öznelliği ve “Ben”in özdeşliğini önceleyen bir sorumluluk koşulu olarak okur; Blanchot için bu reddediş benliğin ve kimliğin terk edilmesi olarak anlaşılan bir feragattir; Deleuze ise Bartleby’nin formülünün her türden dil bilimsel formdan, hatta herhangi bir formdan firar ettiğini ve Bartleby’yi hiçbir sosyal konumun atfedilemeyeceği saf bir dış yaptığını iddia eder. Bu yorumlardaki ortak nokta ise, Bartleby’nin benzersiz, eksantrik, herhangi bir kavramsallaştırma girişimine direnen, dahası otantik bir figür olduğudur.

Bu oturumda modern felsefede ve edebiyatta otantik kendilik idealinin ortaya çıkışına ve bu idealin ortaya çıkışına sebep olan toplumsal ve tarihsel koşullara odaklanacağız. Bu araştırmada şunu göreceğiz: Avrupa kültüründe, özellikle de 16., 17. ve 18. yüzyıllarda ahlaki bir erdem olarak yüceltilmiş samimiyet kavramı, daha sonra değerini yitirmeye başlamış ve yerini etik bir ideal olan otantik kendiliğe bırakmıştır. Bu gözlem ahlak ve etik arasındaki farkın da incelenmesini gerekli kılmaktadır.

Ozan Gürsoy

Zeynel Günbek

Zeynep Talay Turner